İki Dil Öğrenen Çocukların Kimlik Karmaşası

Hayatımızın her alanında dille çevriliyiz. Çevremizdeki dünyayı anlamak için dili kullanıyoruz. Bu durumda birden fazla dil bilmek önemli bir avantaj olabiliyor. Günümüzdebunu farkında olan birçok ebeveyn, çocuklarına erken yaşta iki dil öğretme eğilimi gütmektedir. Bazen evde özellikle çalışan anne babalara çocuğun bakımında yabancı bir bakıcının eşlik etmesiyle bazen de anne ve babanın çocukla farklı dillerde iletişim kurmasıyla başlayan bu süreç, doğru yönetilemediğinde ilerleyen dönemlerde çocuğun aidiyet duygusunun sağlıklı gelişmemesine veya zedelenmesine yol açabilmektedir. Ancak bu süreç, doğru stratejilerle bir “karmaşa”dan ziyade bir “avantaj”a dönüştürülebilir [1].

Stratejik Yaklaşımlar: OPOL Yöntemi

İki dil öğrenme yolculuğundaki en yaygın kullanılan yöntemlerden biri olan OPOL stratejisi (One Person, Onelanguage) az önce bahsettiğimiz gibi anne ve babanın çocukla farklı dillerde tutarlı bir iletişim kurmasıdır.  Anne her zaman A diliyle konuşurken baba ise B dili ile konuşur. Budurum çocuğun “Hangi dili nerede kullanmalıyım?” karmaşasını en aza indirir. Fakat bunun çocuğa komut vermekkadar basit bir durum olmadığını belirtmek gerekir. Dilin ait olduğu kültüre özgü geleneklerin, masalların anlatılması ve değerlerin paylaşılması çocuğun kimlik inşasındaki temel taşlardır [2].

Dil ve Kimlik İlişkisi

Dil yalnızca bir iletişim aracı değildir. Aynı zamanda düşüncelerimizi ve duygularımızı iletmemizi sağlayan ve aynı zamanda ait olduğu toplumun kültürünü, değerlerini ve tarihini taşıyan; bireyin kimliğinin önemli bir parçasını oluşturan bir unsurdur [3].

Bir bireyiçok dilli olarak betimlemek için kullanılan birden fazla tanım vardır. Bloomfield’ıniki dile ana dil seviyesinde hâkimiyet” tanımı ile, modern yaklaşımların “duruma göre dil değiştirme” yetisi arasındaki tartışmalar, çok dilliliğin statik bir durum olmadığını göstermektedir [1].

Çok dilli bireylerde kimlik inşasının merkezinde ‘dilsel kimlik’ yer alır. Kimlik, benlik algısını oluşturan pek çok unsurun bir kombinasyonudur. Bir başka deyişle bireyin kendisini tanımlama biçimi, bu tanımı ifade edebilme yeteneğiyle doğrudan ilişkilidir ve bu durum kimliğe soyut bir yapı kazandırır. Bu soyutluğun dış dünyaya nasıl ifade edileceği ise dilin gücünden geçer. Ancak bu ifade süreci her dilde aynı şekilde işlemez. Bu noktada üslup, tarz ve konu seçimi gibi unsurlar, benlik algısına dair önemli ipuçları sunar. Her dilde yeniden şekillenen bu ifade süreci çok dilli bireylerin kimlik inşasında bir dilin diğerinden daha baskın bir rol üstlenmesine neden olur [3].

Çocuğun doğduğu andan itibaren iki farklı dili öğrenmeye başlaması, beraberinde iki farklı kültürün normları ve değer sistemleriyle tanışması anlamına gelir. Bu durum bazı çocuklarda aidiyet duygusunun bölünmesine neden olabilir. Böyle bir süreçte çocuk çoğu zaman şu soruyla karşı karşıya kalır: “Ben nereye aitim?”. Peki bu aidiyet problemi nasıl ortaya çıkar? Evde ve dışarıda farklı bir kültür gören çocuk, iki farklı davranış normu öğrenir ve iç dünyasında hangi gruba ait olduğuyla ilgili sorular belirir.

Çocuk büyüdükçe farklı ortamlarda farklı dilleri kullanmaya başlar. Bu noktada kimliğin oluşum sürecinde sosyal çevrenin etkisi büyük önem taşır. Benlik algısının temellerinin atıldığı ilk ortam ailedir; ancak zamanla bu denkleme okul ve arkadaş çevresi de dahil olur. Çocuğun bulunduğu ortamlar ve bu ortamlarda kullandığı dil, kimlik gelişimini doğrudan etkileyebilir. Örneğin; okulda hangi dilin konuşulduğu, arkadaşlarının hangi dili kullandığı, öğretmenlerin yaklaşımı ve tabii ki ailenin kültürel tutumu çok önemlidir. Ayrıca, son çalışmalarda bir bireyin tek bir kimliğe değil çoklu kimliklere sahip olabileceği de tartışılmaktadır. Çalışmalar kişilerin bir kimlikle yetinmeme ve birden fazla kimliği deneyimleme eğilimi taşıdığını öne sürmektedir. Bu duruma farklı dillerin de katılması çok katmanlı bir sonuç doğurmaktadır [3, 4].

Bilişsel Avantajlar

İki dil bilmek her zaman kimlik karmaşasına yol açmak zorunda değildir. Uygun bir sosyal ve kültürel ortamda büyüyen çocuklar için iki dillilik, bir kimlik çatışması yerine kimlik zenginliğine dönüşebilir. Böylece çocuk, birden fazla kültürü anlayabilen ve farklı dünyalar arasında köprü kurabilen bir birey olarak gelişebilir. Örneğin iki dil bilen çocukların bilişsel yeteneklerinin yaşıtlarının önünde olduğu düşünülmektedir. Kelimeler algılanmaya başladığı andan itibaren, birden fazla dil bilen bireylerde oluşan çağrışımlar yalnızca tek bir dile bağlı kalmayabilir. Bu durum göz hareketleriyle de ortaya çıkar. Örneğin hem Rusça hem İngilizce bilen birinden bir nesne seçmesi istendiğinde İngilizcedeki “Marker” kelimesinin kökü ile Rusçada damga anlamına gelen “Marka” kelimesinin benzerliği kişinin damgaya daha çok bakmasına sebep olur. Buna “Dil Eş Aktivasyonu denmektedir [5].

Ayrıca iki dil bilen kişilerin çatışma yönetimi gerektiren görevlerde daha iyi performans gösterdiği bilinmektedir. Bu durum kişinin zihin dünyasında da iki dilin eş baskınlığının sürekli çatışma halinde olması ve kişinin doğal olarak arka planda bunu yönetmesiyle açıklanabilir. Bu kontrol mekanizmasının ses kodlamasını geliştirdiği ve işitsel dikkati artırdığı bilinmektedir. Çalışmalarda iki dil bilen kişilerin beyin sapındaki kanlanmanın daha fazla olduğu ortaya konmuştur [5].

İki dil bilmenin, çocukluk ve gençlikte olduğu gibi yaşlılık döneminde de farklı avantajlar sağladığı bilinmektedir. Örneğin, yaşlanma sırasında hasar gören bilişsel mekanizmaların telafisinde ve alternatif beyin ağlarını devreye sokmaya yardımcı olarak aynı yaştaki diğer bireylere kıyasla daha iyi hafıza ve kontrol yetenekleri sağladığı ortaya konmuştur [5].

Daha Sağlıklı Bir Süreç Nasıl Yönetilebilir?

Peki bu kimlik karmaşasının önüne geçilebilmesi için neler yapılabilir? Bu noktada çocuğun sosyal çevresinin büyük rolü vardır. Ailenin her dili kendi bağlamında kullanması, iki dili destekleyen eğitim bu karmaşanın önüne geçebilir. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki çocuğun iki kültürü kabullenmesi, kimlik çatışmasının önüne geçerek çok katmanlı kimlik inşasında en önemli adımdır. Ayrıca ana dilin daha baskın kullanılması, çocuğun belirli bir kültürel aidiyet geliştirmesine yardımcı olabilir. Ancak bu durum, dış dünyadaki baskın dil ile ikinci dili arasında bir uçurum yarattığında, çocuk sosyal çevresinde kabul görmek adına öğrendiği dili gizleme ihtiyacı hissedebilir. Sonuç olarak, en sağlıklı yaklaşımın çocuğun her iki kültürü de kabul edebileceği ve kendisini ifade edebileceği bir ortamın oluşturulmasından geçtiğini söyleyebiliriz.

Kaynakça

1-Schroeder, S. R., Lam, T. Q., ve Marian, V. (2015). Linguistic determinants of cultural identity in bilinguals. Applied Linguistics, 36(4), 463–488.https://doi.org/10.1093/applin/amv049

2– De Houwer, A. (2007). Parental language input patterns andchildren’s bilingual use. Applied Psycholinguistics, 28(3), 411-424.

doi:10.1017/S0142716407070221

3-Çetinkaya, S. (2017). Çok dillilik ve kimlik. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 10(50), 371-381.

doi:10.17719/jisr.2017.1669

4- Siebenhütter, S. (2023). The multilingual profile and itsimpact on identity: Approaching the difference betweenmultilingualism and multilingual identity or linguistic identity. Ampersand, 11, Article 100123.

https://doi.org/10.1016/j.amper.2023.100123.

5- Marian, V., & Shook, A. (2012). The cognitive benefits of being bilingualCerebrum : the Dana forum on brainscience2012, 13.

https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3583091/

Denetmen: Arife Elif KÜÇÜKÇAKIR

 

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir