Charles Bonnet Sendromu, filozof Charles Bonnet’in ileri düzeyde katarakt sebebiyle görsel halüsinasyonlar yaşayan büyükbabasının deneyimlerini tanımasıyla literatüre girmiş ve onun adıyla anılmaya başlamıştır [1,2].
Charles Bonnet sendromu, görme yetisini kaybetmiş veya ileri görme bozuklukları olan bireylerin herhangi bir psikiyatrik bozukluk olmadan görsel halüsinasyonlar görmesi olarak tanımlanabilir [1].
Bu halüsinasyonlar genellikle rahatsız etmeyen ve hoş niteliklere sahiptirler. Ayrıca gördüklerinin halüsinasyon olduğunun farkında olan, içgörüsü bulunan, bilişsel becerilerinde sorun bulunmayan, psikiyatrik ve nörolojik rahatsızlığı olmayan bireylerde psödohalüsinasyonlar olarak da tanımlanırlar [2].
Bu sendromun ortaya çıkışını incelerken, sadece görme yetisini yitirmiş bireylerde ortaya çıktığı gözlemlenmiş ve doğuştan kör olan bireyler tarafından bildirilmediği görülmüştür [2].
Charles Bonnet Sendromuna sahip bireylerde, görme yolaklarının hasar alması (ancak bu süreçte oksipital lobun sağlam kalması durumunda) veya katarakt benzeri rahatsızlıklar sebebiyle körlük ve benzeri durumların oluştuğu, ayrıca bu bireylerin görece izole yaşadığı gözlemlenmiştir [2].
Oluşumuna yönelik teorilerden biri deafferasyona dayanır. Bu teori, korteksin görsel asosiyasyon bölgelerinin duyusal girdiden yoksun kalmaları sebebiyle görsel temsilleroluşturduğunu söyler ve kişi bu temsilleri halüsinasyonlar olarak deneyimler. Bunun oluşumunda sosyal izolasyonun da olduğu düşünülmektedir [2].
Halüsinasyonların nitelikleri incelendiğinde, psikotik bozukluklardan olan tipikleşmenin nadir olduğu fark edilmiştir. Bireyler arası içerik, sıklık, hareket, renk vb. özellikler açısından farklılaşmalar görülmüştür. Bazı bireylerde çevre ile uyumlu olması sebebiyle fark edilmesi zorken bazılarında çevre ile uyumun düşük olması sebebiyle kolay fark edilebildiği gözlemlenmiştir. Görülen şeylerin günlük hayat ile ilişkili olduğu durumlarda duygusal ve kişisel bir değere sahip olmayabileceği görülmüştür. Halüsinasyonların bireyler üzerindeki duygusal etkileri incelendiğinde, negatif duygulanımın düşük olduğu gözlemlenmiştir [1].
Sendroma sahip olan kişiler, bilinçli bir şekilde halüsinasyonları başlatamadıklarını veya halüsinasyonlar üzerinde herhangi bir etkilerinin olmadığını bildirmiştir. Ancak bazı kişiler tarafından halüsinasyonların gerçekleşeceği zamanı anlayabildikleri, tahmin edebildikleri veya durdurabildikleri rapor edilmiştir [2].
Vakaların başlangıçta tedavileri için antipsikotikler, antikonvülzanlar, trisiklik depresanlar ve sedatif ilaçlar kullanılmıştır. Ancak bu ilaçların halüsinasyonlar üzerinde etkili olmadıkları gözlemlenmiştir. Bu durumun sebebi olarak bu ilaçların etkilediği nöral yolakların farklı oluşu gösterilebilir [3].
Kullanılan ilaçların neden bu sendrom karşısında işlevsiz kaldıklarını incelendiğinde, Charles Bonnet Sendromu görsel alanların aktivitesi ile ilgiliyken kullanılan ilaçlar farklı patolojiler için kullanıldıklarından farklı beyin yolakları üzerinde etkili oldukları gözlemlenir. Antipsikotikler psikotik halüsinasyonları ortadan kaldırmak için kullanılırlar bu sebeplemesolimbik dopaminerjik yolak üzerinde etkilidir, antikolinerjik ilaçlar deliryum ve Parkinson ilişkili halüsinasyonlarda kullanıldığı için beyin sapı ve talamus üzerinde etkilidir ve bu ilaçların ikisi de sendromdan kaynaklanan halüsinasyonlar üzerinde etkisizdir. Antiepileptikler ise kısa, stereotipik ve nöbetsel olan epileptik halüsinasyonlar üzerinde etkilidirler ve etkileri Charles Bonnet Sendromundaki spontan aktivasyonlar üzerinde göstermez. Sedatif ilaçlara bakacak olursak bu ilaçların genel kortikal inhibisyon sağladığı ve bu şekilde anksiyete tepkilerin baskılanmasını sağladığı görülür, görülen halüsinasyonlar üzerinde herhangi bir etki oluşturmaz ancak halüsinasyonlara yönelik duygusal tepkileri azaltabilir [4].
Bu sendromda ilaçların görece işlevsiz kalıyor oluşu başka tedavi yöntemlerininincelenmesine sebep olmuştur. Sendromun ortaya çıkmasında sosyal izolasyon ve genel uyaran eksikliğinin etkili olması bireyleri bu uyaransız durumdan kurtarmayı amaçlayan tedavilerin denenmesine yol açmıştır. Sosyal izolasyonun artması ve çevresel uyaranların arttırılması halüsinasyon yoğunluğu ve sıklığında azalma görülmesini sağlamıştır [1,2].
KAYNAKÇA


