Son zamanlarda “Alternatif Tıp” kavramını giderek sık duyar olduk. Peki alternatif tıp tam olarak nedir ve gerçekten neye alternatif sunar?
İlk çağlardan bu yana insanlar, doğayı gözlemleyerek hastalıklara çare bulmayı amaçlamışlar ve deneye yanıla birçok tedavi yöntemi geliştirmişlerdir.
Modern tıp, Hipokrat’tan bugüne farmakoloji, fizyoloji ve biyokimya gibi temel bilimlerin de katkısıyla gelişmiş; gözleme, ölçülebilir verilere ve neden-sonuç ilişkisine dayanan gerçek bir bilimdir.
Alternatif tıp ise hem kuşaktan kuşağa hem de kulaktan kulağa aktarılan geleneksel uygulamaları kapsamaktadır.Bunun yanı sıra sınırları çizilememiş ve fayda sağladığına dair kanıt düzeyi düşük birtakım uygulamaları içermektedir. Hekim veya hekim dışı kişilerce uygulandığı ve özellikle kanıta dayalı tıbbın kesin çözümler sunamadığı bazı durumlarda yarar sağladığı iddiasıyla tercih edilmektedir. Bu yönüyle alternatif tıp, hem toplumsal hem de ekonomik boyutları olan bir sektör haline gelmiş ve çıkış motivasyonu olan “masum alternatif”ten fazlası halini almıştır. Fakat şunu da belirtmek gerekir: Bazı alternatif tıp yöntemlerinin işe yaradığına dair kanıtlar giderek çoğalmaktadır. Örneğin St. John’s bitkisinin depresyonda, akupunkturun bel ağrısını gidermede etkili olduğu bilinmektedir [1].
Hacamat, fitoterapi, sülük tedavisi, homeopati gibi bazı uygulamalar fizyolojik ve tarihsel temelleri ile daha rasyonel bir çerçevede tartışılabilirken toplumda daha mistik bir zeminde karşılık bulan dua, üfleme ve belirli ritüellerle yapılan uygulamaların olduğu da bilinmektedir [2]. Bu durum da alternatif tıbbın ölçülebilir verilere dayanmayan ve sınırları net çizilemeyen bir kavram olduğunun altını çizmektedir. Bu uygulamaların bazılarından daha detaylı bahsedelim:
Bazı Alternatif Tıp Uygulamaları
Kupa ve sülük tedavileri, MÖ 3000 yılında kurulan Mısır uygarlığından bu yana var olan ve şifa bulmak amacıyla kullanılan yöntemlerdendir. Bazı uygarlıklarda akupunktur ile kombine kullanıldığı da bilinmektedir. Ayrıca İbn-i Sina gibi değerli hekimlerin de tıbbi eserlerine konu olmuştur.
Hacamat yani kupa tedavisi aslında bir kan alma tedavisidir. Belirli tarihlerde yapılması öngörülen bu uygulama ile vücuttan kirli ve fazla kanın atılmasıyla sağlığın kazandırıldığına inanılır ve bu inanışın temel kaynağı Hipokrat’ın Humoral Teorisi’dir. Bu teoriye göre vücutta dört temel sıvı bulunmaktadır. Bunlar: Balgam, safra, kan ve sevdadır. Bu dört sıvının dengede olması sağlık, dengede olmaması ise hastalık olarak görülmektedir. Kupa tedavisi için vücudun genellikle ağrılı, patolojik bölgeleri seçilerek hastalık yapan maddelerin atıldığı düşünülmektedir. Sülük tedavisinde de bu işi sülük yapmaktadır [3].
Bilinen en yaygın yöntemlerden diğer ikisi ise homeopatidirve fitoterapidir. Fitoterapi bitkisel kaynaklı tedavi anlamına gelmektedir. Bitkisel olanın doğal olması bu yöntemi daha çekici kılarak kontrendikasyonlar ve olası yan etkiler dikkate alınmadan gelişigüzel kullanıma neden olmaktadır [4].
Homeopati ise benzerin benzeriyle çözümlendiği inancına dayanır. Homeos (benzer) ve pathos (acı) kelimelerinden türetilmiştir. Bu yöntem şu mantıkla çalışmaktadır: Belirli maddelerin vücuttaki hastalığın semptomlarını tetikleyerek iyileşme süreçlerini başlatacak şekilde az miktarda (seyreltilerek) alınmasıdır. Hem akut hem de kronik hastalıkların tedavisinde oldukça yaygın kullanılmaktadır. Bu yaklaşım, özellikle kronik hastalıklarda hastaya uzun süreli ilgi ve kişisel takip sunması nedeniyle tercih edilmektedir [4].
Peki bu uygulamalar halkta neden karşılık bulmaktadır?
Bu noktada, psikolojik mekanizmaları göz ardı etmemek gerekir. Beynimizin olaylar arasında bir mantık kurma, neden-sonuç ilişkisi gütme ihtiyacı plasebo etkisini tetiklemektedir. Alternatif tıp yöntemlerinin hastalığa değil sağlığa destekleyen bir tutumunun olması algılanan etkinliği değiştirmektedir. Bunu “Hastalık yoktur, hasta vardır.” Anlayışı ile de bağdaştırabiliriz. Kişinin felsefi düşünceleri ve inanç sistemi, hastalıkların oluşum sebebini sadece fizyolojik olarak açıklamayıp beden ve ruhu bir bütün olarak görmesi de bu yöntemlere eğilimi arttıran en önemli unsurlardandır. Tüm bunlar gibi hizmeti satın almanın da beklentilere etkisi olduğu bilinmektedir. Ayrıca toplumda doğalın güvenli olduğuna dair yanlış bir algı mevcuttur. Fakat bu durumu eğitim 1 numaralı sosyokültürel değişken olmasına rağmen sadece toplumun bilinç düzeyiyle açıklamak yetersiz kalır. Çünkü bu durum bilinç düzeyi kadar hekim ve hasta arasındaki iletişim kopukluğu, modern sağlık sisteminin yapısal sorunlarını da içermektedir. Hatta yapılan araştırmalara göre daha yüksekeğitim seviyesine sahip bireylerin alternatif tıp yöntemlerini kullanma oranı daha fazladır [5].
Hekimler iş yükü ve zorlu çalışma şartlarıyla boğuşurken hastalara gereken vakti ve özeni ayıramamaktadır. Sistemin getirdiği yoğunluk sebebiyle bir yanda hastasına gerektiği gibi yaklaşamayan hekim bir yanda ise anlaşılmadığını hisseden hasta vardır. Öte yandan alternatif tıp uygulayıcıları hastalara bir müşteri gözüyle yaklaşmakta ve bu durum da hasta ve hasta yakınlarının güvenini daha kolay kazanmalarını sağlamaktadır. Aynı zamanda hastanede tedavi gördüğü esnada zarar gören ve modern tıp ile hastanelere güvenini yitiren hastalar da bu denklemin bir parçasıdır [6].
Bu güven kaybı yalnızca bireysel deneyimlerden değil, tıbbi bilginin üretim ve sunum biçiminden de beslenmektedir. Bir başka sebep ise verilerin seçici yayınlanması ve taraflı literatür oluşturulmasıdır. Bir çalışmanın güvenilirliğine ilişkin 6 faktörden söz edilebilir: Küçük örneklem boyutu, etki büyüklüğü, test edilen ilişki sayısı, araştırılan bilimsel alanın güncelliği, maddi ve manevi çıkarlar ile yöntem esnekliğidir.Bu faktörler doğrultusunda pozitif sonuçlu araştırmaların daha yüksek yayınlanma olasılığına sahip olduğu bilinmektedir.
Bu tablo da hekimleri yanlış yönlendiren bir sorun oluptedavinin başarı olasılığını düşürmektedir [7].
Kimi ülkelerde sağlık giderlerinin karşılandığı bilinirken kimi ülkeler sağlık hizmetlerini yüksek maliyetle sunmaktadır. Bu maliyetlerin çoğu yaşam tarzıyla alakalı kronik hastalıklardan kaynaklanmaktadır [8].
Dünyanın nüfusunun yaklaşık %80’i bu geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinden faydalanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, üye devletleri bu yöntemleri sağlık sistemlerine entegre etmesi için teşvik etmektedir. Modern tıp ve alternatif tıbbı entegre etmeyi ve yaygınlaştırmayı amaçlayançalışmalarını 67. Dünya Sağlık Asemblesi’nde başlatmış ve GTT (Geleneksel Tamamlayıcı Tıp) yöntemlerine ilişkin düzenleme yoluna gitmiştir. Çünkü yaygın kullanıma sahip olmasına rağmen ülkelerdeki GTT yöntemleri arasındaki entegrasyon, ulusal sağlık sistemleri ve kültürel algı sebebiyle oldukça farklıdır. Çin ve Kore gibi asya ülkeleri tam entegrasyona sahipken, Avrupa ülkeleri için durum karışıktır. Aslında bu sebeple henüz ortak bir terminoloji geliştirilememiştir. Zaman içerisinde alternatif, tamamlayıcı gibi terimler ayrı ayrı kullanılsalar da şu anda asıl kapsayıcı kavram olan bütünleyici tıp kavramı kullanılmaktadır [1,2,8].
DSÖ 2019 yılında küresel bir rapor yayınlamış ve bu raporda Türkiye’deki çalışmalara da yer vermiştir. Türkiye’de ise 1991, 2002, 2010 ve 2014 yıllarında yönetmelikler çıkmış ve düzenlemeler yapılmıştır. Son yönetmelik 09.03.2019 tarihinde çıkmış olup bu alanda insanlar üzerinde bilimsel çalışmalar yapılmasına ve gönüllülerin haklarının korunmasına dair usul ve esasları düzenlemektedir. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü altında yer alan Geleneksel, Tamamlayıcı ve Fonksiyonel Tıp Uygulamaları Daire Başkanlığı, bu uygulamalara ilişkin standartları belirler. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) bünyesinde faaliyet gösteren TÜSEB Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü (TÜGET) ise yöntemlerin işe yarayıp yaramadığını klinik araştırmalar ile öğrenmeye çalışarak kanıta dayalı tıp içine dahil etmeye çalışır [9,10].
Sonuç olarak alternatif tıp uygulamalarının yaygınlığı sadece bilimsel etkinliği ile açıklanamaz. Bu yüzden çözüm alternatif tıbbı bütünüyle reddetmeden sağlık sisteminin yapısal sorunları, hastaların güven ve anlaşılabilirlik ihtiyacı ile bütüncül beklentileri göz önünde bulundurularak toplumunihtiyaçlarına cevap veren entegre bir sağlık sistemi oluşturmakolmalıdır.
KAYNAKÇA


