PCOS (polikistik over sendromu) sanılanın aksine sadece jinekolojik bir hastalık değildir. İnsülin direnci ve hormonalaks bozukluğu sebebiyle endokrin-metabolik hastalık olarak değerlendirilmelidir [1]. Her 10 kadından 1’inde görülebilir bu oran PCOS’u en çok görülen endokrin bozukluklardan biri yapar [2].
Sağlıklı bir döngüde şunlar olur: Hipotalamus GnRHsalgılayarak hipofizi uyarır. Bu uyarımla hipofizden FSH ve LH salgılanır. FSH granulosa hücrelerini, LH ise thecahücrelerini uyarır. Bunun sonucunda theca hücreleri androjenüretir, granulosa hücreleri de aromataz enzimi ile bu androjenleri östrojene çevirir. Östrojen artışıyla dominant folikül seçilir ve ovulasyon gerçekleşir [3].
PCOS’lu döngüde LH/FSH oranı artar. LH’deki bu artış thecahücrelerinin androjen üretimini artırır. FSH görece yetersiz olduğu için aromataz aktivitesi yetersiz kalır. PCOS’ta sorun yalnızca androjen üretiminin artışı değil, aynı zamanda bu androjenlerin yeterince östrojene dönüşememesidir. Bu hormonal dengesizlik sonucunda foliküller gelişiminin erken evresinde duraklar ve dominant folikül seçimi gerçekleşmez [3].
PCOS’TA İNSÜLİN DİRENCİ MEKANİZMASI
Normalde insülin kas ve yağ dokusuna glukoz girişini sağlar, karaciğerde glukoz üretimini baskılar. İnsülin direncinde hücreler insüline yeterince yanıt vermez. Bunun sonucunda pankreas daha fazla insülin salgılar ve hiperinsülinemi oluşur [4].
Yüksek insülin theca hücrelerini uyararak androjen üretimini artırır. İnsülin direnci aynı zamanda karaciğerde SHBG (SexHormone Binding Globulin) üretimini azaltır. SHBG testosteronu bağlayan bir plazma proteinidir. Azalmasıyla kandaki serbest testosteron artar. Bu iki mekanizma hiperandrojenizmi tetikler ve ovulasyon bozulur [4].
PCOS’TA KLİNİK BULGULAR
Bu hormonal ve metabolik dengesizlikler yalnızca biyokimyasal düzeyde kalmaz, klinik olarak ortaya çıkar. En sık görülen bulgu ovulasyon bozukluğuna bağlı adet düzensizliğidir. Normal döngüde ovulasyondan sonra oluşan korpus luteum progesteron salgılar. Progesteron endometriumu dengeler ve düzenler. PCOS’ta çoğu zaman ovulasyon gerçekleşmez. Ovulasyon yoksa korpus luteumoluşmaz ve progesteron eksik kalır. Endometrium sürekli östrojen etkisinde kalır ve progesteron olmadığı için büyüme kontrol edilemez; bunun sonucunda endometriyal hiperplazi oluşur [5].
Endometriyal hiperplazi rahim iç tabakasının normalden fazla kalınlaşmasıdır. Uzun süre progesteronla dengelenmeyen östrojen etkisi hücre proliferasyonunu artırır. Bu durum bazı vakalarda endometriyal kanser gelişimi için risk faktörü oluşturabilir [5]. Bu nedenle PCOS’lu hastalarda uzun süreli ovulasyon bozuklukları endometriyal sağlığın düzenli olarak takip edilmesini gerektirebilir.
Özellikle hiperandrojenizm kaynaklı bulgular hastaları psikolojik olarak yıpratır. Bunlardan bazıları:
Hirsutizm: Yüz, göğüs, sırt veya karın gibi androjene duyarlı bölgelerde kıllanma artışı
Akne ve yağlı cilt: Özellikle ergenlik sonrası devam eden veya şiddetlenen durumlar
Alopecia: Erkek tipi saç dökülmesi
Bu belirtilerin ortak noktası androjen düzeylerindeki artışın deri ve saç folikülleri üzerindeki etkilerinden kaynaklanmasıdır. Bunlar insülin direnci kaynaklı kilo alımıyla birleştiği zaman kadınlarda özgüveni azaltabilir. Fazla kıllanma, kilo artışı ve sivilce gibi görünür semptomlar sosyal kaygıyı artırabilir. PCOS’lu kadınlarda depresyon oranları %20–40 civarındadır, anksiyete ise %34–50’ye kadar çıkabilir [6]. Özellikle hirsutizm ve akne kadınların partnerleriyle olan ilişkilerini olumsuz etkileyebilir.
Sonuç olarak PCOS yalnızca üreme sistemini etkileyen bir hastalık değildir. Hormonal, metabolik ve psikolojik boyutları olan kompleks bir sendromdur. Ovulasyon bozuklukları, hiperandrojenizm ve insülin direnci gibi mekanizmalar bir araya gelerek hem üreme sağlığını hem de genel metabolik dengeyi etkileyebilir. Bu nedenle PCOS’un erken tanınması ve uygun şekilde takip edilmesi hem kısa hem de uzun vadeli sağlık risklerinin azaltılması açısından önem taşır.
Kaynaklar
[1] Norman, R. J., Dewailly, D., Legro, R. S., & Hickey, T. E. (2007). Polycystic ovary syndrome. The Lancet, 370(9588), 685-697.
[2] Azziz, R., Woods, K. S., Reyna, R., Key, T. J., Knochenhauer, E. S., & Yildiz, B. O. (2004). The prevalenceand features of the polycystic ovary syndrome in an unselected population. The Journal of clinical endocrinologyand metabolism, 89(6), 2745–2749. https://doi.org/10.1210/jc.2003-032046
[3] Rosenfield, R. L., & Ehrmann, D. A. (2016). Thepathogenesis of polycystic ovary syndrome (PCOS): thehypothesis of PCOS as functional ovarian hyperandrogenismrevisited. Endocrine reviews, 37(5), 467-520.
[4] Diamanti-Kandarakis, E., & Dunaif, A. (2012). Insulinresistance and the polycystic ovary syndrome revisited: an update on mechanisms and implications. Endocrinereviews, 33(6), 981-1030.
[5] Fauser, B. C., Tarlatzis, B. C., Rebar, R. W., Legro, R. S., Balen, A. H., Lobo, R., … & Barnhart, K. (2012). Consensuson women’s health aspects of polycystic ovary syndrome(PCOS): the Amsterdam ESHRE/ASRM-Sponsored 3rd PCOS Consensus Workshop Group. Fertility andsterility, 97(1), 28-38.
https://doi.org/10.1016/j.fertnstert.2011.09.024
[6] Cooney, L. G., & Dokras, A. (2017). Depression andanxiety in polycystic ovary syndrome: etiology andtreatment. Current psychiatry reports, 19(11), 83.
Denetmen: Merve OLU


