ANTİK DNA: Arkeolojik Bitki Kalıntıları ve Buğday

Antik DNA (aDNA), binlerce yıl önce yaşamış canlıların fosil ya da kurumuş kalıntılarından elde edilen kısa ve izole DNA dizileridir. Zamanla sıcaklık, nem, mikroorganizma gibi etkenlerden dolayı zarar görebilen antik DNA genellikle kemikler, dişler, polen, tohum gibi doğal ve arkeolojik örneklerden elde edilir. Antik DNA çalışmaları sayesinde birhastalığın nedeninin kökenlerinin, nesli tükenen canlıların, insan evriminin ve gelişiminin incelenebildiği ve hatta klasik arkeoloji ile elde edilemeyen verilerin elde edilebilmesi gibi,antik bitki türleri de genetik olarak incelenebilmektedir. Bu sayede antik tarım ürünlerinin evrimi, insan müdahalesi ile geçirdiği değişimler anlaşılabilmektedir. Özellikle mısır, arpa, buğday ve üzüm gibi bitkiler ile yapılan aDNA analizleri,tarımın temelleri ve zamanın ticareti hakkında verilersağlamaktadır [1].

2000 yıllık bir koçan, medeniyetin şekillenişini gösterebilir mi?

Honduras’taki dağlık alanlarda bulunan bitki kalıntıları veyaklaşık 2000 yıllık üç mısır koçanının analizleri sonucunda, Güney Amerika’da evcilleştirilen mısır çeşitlerinin yeniden Orta Amerika’ya taşındığı keşfedilmiştir. Bu bulgu çift yönlü bir antik ticaretin işaretidir. Arkeologlar, bu mısırın güneye taşındığını biliyorlardı ancak bu analiz, çift yönlü ticaretin ilkgenetik kanıtlarından biri olmuştur. Bilim insanları bulunan bitki kalıntılarını, antik insan topluluklarının beslenme düzenlerini, arazi kullanış biçimlerini ve ticaret modellerini anlamak adına kullanmaktadır. Ayrıca araştırmacılar, bütün haldeki bir genomun birkaç atasal genden oluşmasının onu,tüm popülasyona ait bir zaman kapsülü yaptığından da bahsetmektedirler [2].

Arkeolojik bitki kalıntılarının genetik araştırmaları

Antik tohum; polen, karbonlaşmış bitki parçaları, yaprak gibi kalıntılardan izole edilen DNA, bitkilerin evcilleştirilme süreçleri, iklim ve çevre adaptasyonları, tarımın tarihsel yayılımı, ritüel, yemek tüketimi, tıp, sanatta boya olarak kullanımı, yerleşim yerindeki bitki kullanımı gibi bulgular verebilmektedir. Günümüzde arkeobotanik analizi, yaygın olarak uygulanan bir analizdir [3]. Ülkemizde ise çeşitli üniversitelerde ve biyoteknoloji enstitülerinde arkeobotaniklaboratuvarları bulunmaktadır.

Antik buğday daha sağlıklı olabilir mi?

Antik buğday türleri arasında einkorn (Triticum monococcum), emmer (T. dicoccum) ve spelt (T. spelta) gibi türler yer alır. Bu türler, Neolitik dönemde Orta Doğu’da evcilleştirilmiş ve Avrupa’ya yayılmıştır. 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Nil Deltası’ndaki site alanlarından çıkarılan buğday örneklerine yapılan DNA sekanslaması, Mısır ve Mezopotamya buğdaylarının benzerliğini ortaya koymuştur. Bu bulgu, ticaret ve kültürel etkileşimin bir kanıtıdır [4]. Buğday çeşitleri sağlıklı gıda açısından incelendiğinde, antik buğday türleri ilgi görmektedir. Bazı kaynaklar antik buğday türlerindeki biyoaktif bileşenler, modern ekmek ve sert buğday çeşitlerindeki bileşenlere göre daha faydalı olabileceği öne sürmüştür [5].  Bazı çalışmalarda da antik buğday gluten toksisitesi açısından incelenmiş ve daha modern formların aksine einkorn buğdayındaki bir proteinin, çölyak hastalığı için toksik olmayabileceği yönünde bulgular elde edilmiştir [6].

Türkiye, antik buğday türleri için önemli bir coğrafyadır. Mersin, Konya, Karabük ve Kayseri gibi bölgelerde yapılan kazılarda antik buğday fosilleri bulunmuş, tarımsal ve kültürel açıdan incelenmiştir. Örneğin Çatalhöyük’te 8400 yıllık tohumlara DNA analizleri yapılmıştır ve modern buğday türlerine çok benzeyen hexaploid buğday izlerine rastlanmıştır[7]. Günümüzde yapılan antik buğday çalışmaları yalnızca tarihsel bulgular için değil, beslenme ve sürdürülebilir tarım için de yürütülmektedir. Araştırmalar, antik buğdayların modern tarımda değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Görsel 1: Buğday ve arpanın antik çeşitleri.

Sonuç olarak, antik DNA çalışmaları, bitki evrimi ve çeşitliliği hakkında arkeolojik yaklaşımla elde edilemeyecek bilgiler sunar. Özellikle buğday gibi temel tarım ürünleri üzerinde yapılan tarihsel analizler, dönemin ticari ve kültürel durumu hakkında bilgiler sağlar. Ayrıca, antik bitkilerdeki bazı biyoaktif bileşenler günümüz ilaç, tıbbi ve beslenme araştırmaları için potansiyel taşımaktadır.

KAYNAKÇA

[1]Kennett, D. J., Lipson, M., Prufer, K. M., Mora-Marín, D., George, R. J., Rohland, N., … & Reich, D. (2022). South-tonorth migration preceded the advent of intensive farming in the Maya regionNature communications13(1), 1530.

[2]Kistler, L., Thakar, H. B., VanDerwarker, A. M., Domic, A., Bergström, A., George, R. J., … & Kennett, D. J. (2020). Archaeological Central American maize genomessuggest ancient gene flow from South America. Proceedingsof the National Academy of Sciences, 117(52), 33124–33129. https://doi.org/10.1073/pnas.2015560117

[3]Fuller, D. Q., & Stevens, C. J. (2024). Archaeobotanyin an era of change and challenge: Potential and fragility of macro and microremains. World Archaeology, 55(3), 1-16

[4]Scott, M., Mott, R., Fuller, D., & Thomas, M. (2019). 3,000-year-old Egyptian wheat genome sequenced for firsttime. UCL News. https://www.ucl.ac.uk/news/2019/nov/3000-year-old-egyptian-wheat-genome-sequenced-first-timeucl.ac.uk+1phys.org+1

[5]Shewry, P. R., & Hey, S. (2015). Do “ancientwheatspecies differ from modern bread wheat in their contents of bioactive components? Journal of Cereal Science, 65, 236–243. https://doi.org/10.1016/j.jcs.2015.07.014agris.fao.org

[6]Pizzuti, D., Buda, A., D’Odorico, A., D’Inca, R., Chiarelli, S., Curioni, A., Martines, D. (2006). Lack of intestinal mucosal toxicity of Triticum monococcum in celiac disease patients. Scandinavian Journal of Gastroenterology, 41(11), 1305–1311. https://doi.org/10.1080/00365520600699983

[7]Bilgic, H., Hakki, E. E., Pandey, A., Khan, M. K., & Akkaya, M. S. (2016). Ancient DNA from 8400 year-oldÇatalhöyük wheat: Implications for the origin of Neolithicagriculture. PLOS ONE, 11(3), e0151974. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0151974

GÖRSEL KAYNAKLAR

Görsel.1Cooper, R. (2015). Re-discovering ancientwheat varieties as functional foods. Journal of Traditional andComplementary Medicine, 5(3), 138–143. https://doi.org/10.1016/j.jtcme.2015.02.004

Denetleyen: Raziye DEMİR

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir