İşittiğimiz tüm seslerin duygu durumumuzu değiştirebilir nitelikte olması, beynimizin ses dalgalarına karşı zaaflı olduğunu gösterir. Beynimiz çevreden gelen sesleri toplar, işler ve sese karşı en uygun cevabı hızlı bir şekilde oluşturur. Bu işlemleri yaparken kullandığı sistem, oldukça bilinir ve anlaşılır biçimdedir. Ancak bu sesler sayesinde hormonal düzeni kontrol altına alıp, sese uygun hormonun salgılanmasını nasıl sağladığı tam anlamıyla bilinmemektedir. Örneğin bateri enstrümanından çıkan sesler karşısında coşkuverici hormonlar salgılanırken, keman enstrümanı sesi karşısında hüzün verici hormonlar salgılanması dikkat çekicidir. Son yıllarda bu alan üzerinde önemli çalışmalar yapılmakta olup bu çalışmalarla uğraşan bilim dalına da psikoakustik denir. Psikoakustik, sesi duyma ve anlamada yer alan nörofizyolojik ve psikolojik süreçleri araştırır. Bazı farklı disiplinlerle de ortak çalışmalar yürüten psikoakustik bilimi geliştikçe, seslerin beynimiz üzerindeki etkisini anlamak daha kolay hale gelmektedir. Üstelik duygu durum bozukluklarının tedavisinden ve üretkenliğin arttırılmasına kadar birçok alanda yeni kapılar aralıyor. Pek tabii bu alan, ses olgusu sayesinde ortaya çıkmıştır ve sesler üzerinde de çalışmalar yapmaktadır. Bu alanı daha iyi anlayabilmek için öncelikle sesin nasıl bir şey olduğuna bakmak gerekli.
Görsel 1: Ses dalgaları görünümü ve insan kafası silüeti [1].
Ses bir enerji türüdür. Bu enerji, ancak bir ortam sayesinde varlığını gösterebilir ve yayılabilir. Dalgalar halinde yayılan bu enerji, ortamda bulunan molekülleri titreştirir ve birbirlerine çarpışmasını sağlar. Bu çarpışmaların sonucunda da ses ortaya çıkar. Ses oluşumu için gerekli olan dalga sayısının 1 saniyedeki üretimine frekans denir. Yani 1 saniyedeki toplam titreşim adet miktarıdır. Frekansın birimi ise hertz olarak ifade edilirken insanda duyulabilir ses frekans aralığı, yaklaşık olarak 20 ile 20.000 hertz arasında değişir [1]. Bu aralığa uygun olan insandaki işitsel duyu sistemleri, gelen ses sinyallerini algılayan, işleyen ve ilgili sinyallerini kortekse gönderen pasif bilgi alıcılarıdır. Ses dalgası timpanik membrana yani kulak zarına çarptıktan sonra, orta kulak kemikçikleri olan malleus, incus ve stapes kemikçiklerinin harekete geçmesini sağlar. Sırasıyla malleus, incus ve stapes aracılığı ile ses dalgası iç kulağa aktarılmış olur. Bu aktarılan ses sayesinde işitsel uyaranlar, kokleanın scala vestibuli ve scala media bölgelerinde yer alan perilenf ve endolenf sıvılarında mekanik titreşimler oluşturur. Bu titreşimler, baziler membranda frekans-spesifik bir noktada maksimum deplasman meydana getirir. Sonuç olarak, korti organındaki dış tüy hücreleri aktif hale gelerek, amplifikasyon işlevini üstlenir ve bu mekanik enerjiyi iç tüy hücrelerine aktarır. İç tüy hücreleri, bu mekanik olan uyarımı transdüksiyon yoluyla elektriksel potansiyele çevirir. Oluşan aksiyon potansiyelleri, işitme siniri üzerinden merkezi işitme yollarına taşınır. Her zaman için elektriksel sinyal, işitme sinirine ulaşmadan önce meydana gelir [2]. Bu işlemlerin ilk gerçekleşme aşamaları fetal dönemine dayanmaktadır. Anne karnındaki 9. haftayı geride bıraktıktan sonra ses ile tanışma süreci başlar. Bu konuda ilk çalışma, 1947 yılında yapılmıştır ve işitsel uyaran dahilinde, fetalin kalp hızının değiştiği tespit edilmiştir. 1971 yılında ise, yapılan bir çalışmada annenin sesi duyması engellendiği halde fetalin, sese karşı tepkilerinin olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak işitsel sistem doğumdan önce meydana gelen bir fonksiyondur. Hal böyle olunca beyin oluşumunda, seslerin etkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Yani beynimizin içinde bir dizi ses örüntüleri kodlanmış biçimde saklanmaktadır. Bu nedenle, müzik kültürü ve konuşma tarzları gibi etmenler yöresellik kazanmaktadır. Bu durumun asıl baş kahramanı ise, beynimizin her iki yarım küresinde de bulunan ve limbik sistemimizin bir parçası olan, badem şeklindeki amigdala bölgesidir. Bu bölge, beyin oluşumundan tutun da tüm geçmişe dair izleri kodlar halinde taşımakla görevli, önemli bir bölgedir. Daha çok korku merkezi olarak bilinse de birçok duyguyu yöneten ve tüm sesleri formülize ederek depolayan bir merkezdir. Buradan yola çıkarak şu sonuca varabiliriz: Algıladığımız seslerin duygu durumumuzu değiştirmesinin asıl sebebi, geçmişimiz ve güçlü bir ses hafızasına sahip oluşumuzdur [3].
Görsel 2: Ses dalgaları ve insan beyni görünümü [2].
KAYNAKÇA
[1] Hızalan, İ. (2001). Ses Fiziği ve Psikoakustik. YayınlanmamıĢ Seniner, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı, Bursa.
[2] Pınar, M., & Şan, İ. (2021). Odyoloji biliminde otoakustik emisyonlar ve klinik kullanımı. KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, 2(1), 37-46.
[3] Ayçiçeği, A. (1996). Uyaranın hafızaya kodlanmasında işitsel, görsel ve anlamsal özelliklerin etkisi (Doctoral dissertation, Marmara Universitesi (Turkey)).
GÖRSEL KAYNAKLAR
[1] https://share.google/KUXYPU3XINKY1Tpzj (Alınma Tarihi: 18.05.2025 Saat: 23.18)
[2] https://basfakultesi.com/psikoakustik/ (Alınma Tarihi: 18.05.2025 Saat: 23.20)
Denetleyen: Raziye DEMİR


