Bitkiler üzerinde çeşitli gözlemler ve araştırmalar yapan, bu araştırma ve gözlemler sonucunda bitkilerin davranışlarını ve bu davranışlarda zeka olup olmadığını inceleyen disipline “bitki biyolojisi” denir. Zekayı, sorun çözme yeteneği olarak ele alırsak bitkilerin de zeka sahibi olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Çünkü bitkiler yaşamları boyunca birçok sorunu çözer, çözemediği soruna da alternatifler üretir. Örneğin, bir bitkinin toprakta bulunan zararlı maddeleri algılayarak kök uzamasını tamamen durdurmak veya kökün uzayacağı yönü değiştirmek gibi kararlar alabiliyor olması, çevresel verilerin toplanıp işlendiği bir sistemin varlığına işaret eder. Bununla birlikte, kök uzantılarının hepsini, çevresi ile yani yakınındaki diğer bireyler ile ortaklaşa ve uyumlu bir şekilde geliştirmesi de sadece canlılık belirtisi değildir. Bu tür davranışlar popülasyon genelinde senkronize bir şekilde gerçekleştiği için zeka ile doğrudan ilintilidir. Örnek vermek gerekirse, yeterli seviyede zekaya sahip olmayan bir insan dahi çevresiyle verimli ve sorunsuz bir iletişim kuramaz [1].

Görsel 1. Bitki ve Beyin Benzetilmesinin Yapıldığı Bir Bitkinin Görünümü.
Elbette bitkilerin, hayvanlarınki gibi gelişmiş sinir sistemleri yoktur. Gelişmiş sinir sisteminde nöronlar (sinir hücreleri) vardır ve bu nöronlar birbirleri ile iletişim kurarlar. Bu iletişimi kurmak için aralarında sinaps (bağlantı) yaparlar ve bu sinapslarda kimyasal iletim gerçekleşir. Kimyasal iletim, nörotransmitter maddeler denen (adrenalin, dopamin, asetilkolin, glutamat gibi) kimyasal maddelerin sinapslarda salgılanması ile gerçekleşir. Bazı nörotransmitter maddeler, bitkiler tarafında da üretilmekte ve kullanılmaktadır. Bunlar; asetilkolin, glutamat ve gamma aminobütrik asit gibi hakiki nörotransmitter maddelerdir. Bu maddeler hayvanlar ve bitkiler arasında bazı ortak sinyal iletimleri olduğunu gösterir [2]. Hatta ünlü botanikçi Cleve Boxter’a göre bitkiler yalnızca etrafında olan durumları anlamak, kendilerine fayda veya zarar sağlayan etmenleri tasnif ederek sonradan tanımak, hatırlamak gibi algısal yetilerin yanı sıra bazı anormal yetilere de sahiptir. Buradaki anormal yetilerden kastı ise “Ekstra Sensory Perception – ESP” diye adlandırılan fiziksel duyuların ötesine geçen algı türleridir. Bu duruma, uzaklarda olan bitenin farkına varmak, olacakları önceden bilmek gibi çok üst düzey algılar örnek verilebilir [3]. Bitkilerin normal düzeydeki algılarına ve çevresel uyarıcılara verdikleri tepkilere bakacak olursak, onların sadece biyokimyasal reflekslerle sınırlanmayıp deneyime dayalı, esnek ve duruma göre değişebilen bir sistemle hareket ettikleri görülmektedir. Mimoza bitkisine çok kez dokunulduğunda artık yapraklarını kapatmıyor olması, yalnızca enerji tasarrufu değil, aynı zamanda bir tür öğrenme mekanizmasının işlediğine dair güçlü işaretler verir. Bu durum, sadece gelişmiş sinir sistemine sahip canlıların değil bitkilerin de öğrenme ve hafıza süreçlerine sahip olduğunu gösterir. Aynı zamanda bitkiler de kendi yöntemlerini kullanarak çevrelerini analiz edebilirler [4]. Bitkilerdeki bu zihin üretimi fikri, yani bitkilerinde zeki canlılar olduğu düşüncesi, doğaya bakış açımızı radikal bir şekilde değiştirme gücüne sahiptir. Öğrenme, karar verme, bilinç gibi kavramları sadece insan ve hayvan odaklı düşündüğümüz sürece, diğer yaşam formlarının karmaşıklığını gözden kaçırabiliriz. Oysaki bitkiler var olmanın bambaşka bir yolunu temsil ediyor. Asıl odaklanmamız gereken nokta, bitkilerin zekasından çok bizim onları anlamaya ne kadar yeterli olduğumuz konusudur.

Görsel 2. Mimoza Çiçeği Görünümü
Çok genç bir disiplin olan bitki nörobiyolojisi, elektrofizyoloji, nörokimya, nöroanatomi gibi temel sinirbilim disiplinleri ile ortak çalışmalar sürdürmektedir. Bunlarla birlikte temel sinirbilimin diğer bilişsel disiplinleri olan psikoloji, antropoloji, felsefe gibi disiplinlerle de beraber çalışmaktadır. Böyle bir ortamda, çok farklı bakış açıları ve bu bakış açılarının sonucunda gerekli ya da gereksiz tartışmalar ortaya çıkmaktadır. Bilim camiasının bir kesimi çok ehemmiyetli çalışmalarla ve baskın bir şekilde bu disiplini desteklerken, diğer bir kesim ise aynı şekilde bu disiplini desteklememektedir. Hatta yok bile saymaktadır. Bu tartışmaların boyutu gün geçtikçe artsa da veya azalsa da bitki nörobiyolojisi sağlam temeller üzerine inşa edilen ve sürekli gelişen bir disiplindir.
KAYNAKÇA
[1] Dalkılıç, Z. (2020). Bitkilerde Hareket, Davranış ve Zeka. Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 17(2), 295-301.
[2] Brenner, E. D., Stahlberg, R., Mancuso, S., Vivanco, J., Baluška, F., & Van Volkenburgh, E. (2006). Plant neurobiology: an integrated view of plant signaling. Trends in plant science, 11(8), 413-419.
[3] Kinnersley, A. M., & Turano, F. J. (2000). Gamma aminobutyric acid (GABA) and plant responses to stress. Critical Reviews in Plant Sciences, 19(6), 479-509.
[4] Stahlberg, R. (2006). Historical overview on plant neurobiology. Plant Signaling & Behavior, 1(1), 6-8.
GÖRSEL KAYNAKLAR
https://mappingignorance.org/2016/06/08/not-secret-life-plants-1-emergence-plant-neurobiology/ (Alınma Tarihi: 12.04.2025, Saat 14.55)
https://www.haberturk.com/mimoza-cicegi-anlami-nedir-mimoza-cicegi-ne-anlama-gelir-ve-ne-demek-htka-3638083 (Alınma Tarihi: 12.04.2025 Saat 15.00)


