Stoacılık

Yazıma Friedrich Nietzsche’nin bir sözüyle başlamak istiyorum.
“Yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir.”

Stoacılık Üzerine
Stoacılığın Kronolojisi
Stoacılık felsefesi, Eski Stoa, Orta Stoa ve Yeni Stoa (Roma/İmparatorluk Stoası) olmak üzere üç döneme ayrılır. Erken/Eski Stoa dönemi, Elealı Zenon’un öğretilerini; Orta Stoa dönemi, Panatios ve Poseidonius’un; Yeni Stoa dönemi ise Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius’un öğretilerini kapsar (Seneca, Marcus Cato, Cicero gibi bazı Roma devlet adamları da bu öğretiye uygun yaşamışlardır, Seneca onlardan sıkça övgüyle bahseder [1]). Stoacılık bununla sınırlı kalmamış, 20. yüzyılda Frankl’ın felsefesine de katkı sağlamıştır. Stoacılığın kurucusu, Elealı Zenon’dur. Roma’da bu felsefenin yayılmasına öncülük eden ilk kişi Panatios’tur. Panatios, erken stoanın katı öğretilerini yumuşatmış, Platon ve Aristoteles’in görüşlerinden de etkilenerek tüm sistemi yeniden düzenlemiş ve Roma toplumuna uygun hale getirmiştir [2].
Stoacılık öğretisi ayrıca Sokratesçi geleneğe dayanır. Bununla birlikte Zenon’un hocası,
Sokrates’in öğrencisi ve kinik felsefenin kurucusu olan Antisthenes’in izinden giden Kratesti. Dolayısıyla stoacılık da sokratesçiliğin kinik yorumları da bulunur. Kinikler, yozlaşmış yerleşik yaşama karşı tümüyle doğayı örnek alan doğal ihtiyaçlarla şekillenen eylemlerde bulundular. Onlar evrenin yurttaşıydılar ve toplumsal sınırları reddetmişlerdi [3].
Stoacı Zenon, kinik felsefenin etkisiyle mevcut kent-devlet düzenindeki insanların bilgeliği yanlış anladığını düşünüyordu. Mevcut politik toplum karşısında doğadaki düzeni örnek alan kusursuz erdemli toplum arayışı, Stoa felsefesinin başlangıç dönemi öğretisidir. Ancak bu imkânsız hedef zamanla silinmiş, erdeme ulaşmak için Romalı vatandaşların geleneksel değerlerini koruyan bir hedef haline gelmiştir [1].

Stoacılık Öğretisi
Stoacılık öğretisi, Epiktetos tarafından düşünülmüş olan “Benim olan nedir? Benim olmayan nedir? Bana verilen nedir? Tanrı’nın yapmamı istediği nedir? Yapmamamı istediği nedir? [3]” sorularının temelinden oluşur.
İnsan yaşamıyla ilgili çoğunluğa uyma zorunluluğu hissetmemeli, aklı temel almalı, akla karşı olandan kendini korumalı. Anı yaşayamamak hayatı kısaltır [4].
Bu düşünce felsefesine göre, eğer bir olay sizin kontrolünüzde değilse onun için üzülmek nafile bir uğraştır çünkü bu olay sizin kontrolünüzde değildir. Ama eğer kontrolünüz dahilindeyse yine üzülmeye gerek yoktur çünkü ona müdahale edebilirsiniz. Bunlara karşın her zaman kontrolünüzde olan bir şey vardır, kimsenin sizin elinizden alamayacağı: Olaylara verdiğiniz tepkiler. Üzgün hissetmeyi siz tercih ediyorsunuz. Epiktetos’un da dediği gibi: “Ne zaman incindiğini zannedersen o zaman incinirsin” [3].
Yaşamda karşılaştığın şeylerin dilediğin gibi olmasını isteme. Nasıl iseler onları öyle kabul et! Bu sayede her zaman mutlu olursun.

Bu dünyada misafir olduğunuzun da bilincinde olmalısınız. Bir şeyleri kaybetmek sizi üzmemeli çünkü o şey zaten size ait değildir. Eşiniz, çocuğunuz, aileniz… Onlar ölümlüdür. Bunun bilincinde olarak yaşarsanız, üzülmezsiniz. Servetiniz geçicidir. Onlara bağlı olarak mutlu olmamalısınız. Düşünen insan, çoğunluğun dışsal unsurlara dayanan mutluluklarının sahte ve geçici olduğunu anlayacaktır. Hayatın anlamı, dışsal unsurların değil, içsel tutum ve erdemle ilgilidir. Burada latinceden, summum bonum [en yüce iyi] kavramı ortaya çıkar. Seneca’ya göre en yüce iyi ise erdemdir [1]. Mutlu yaşamak doğayla uyumlu yaşamaktır. Gerçek mutluluk içinizde olan, geçici olmayan şey olmalıdır. Burada önemli olan kabullenmektir. Epiktetos’un sözleriyle: “Babanın kötü bir adam olduğunu düşünebilirsin. Ancak doğanın sana iyi bir baba verme zorunluluğu yok ki. Sadece bir baba verecektir [4].”
Ölüm de korkulacak bir şey değildir. Nasıl ki doğmadan önce ‘var olmadığımız’ için endişe duymuyorsak, ölümden sonra da ‘yokluğumuzdan’ endişe duymayacağız. Ölümü, yaşamın ve doğanın doğal bir uzantısı olarak görmek, insanı özgürleştirir; böylece her günü bize sunulmuş değerli bir armağan gibi yaşamamıza imkân tanır. Stoacılar, hayatın tüm yönlerini olduğu gibi kabul ettikleri gibi, ölümü de aynı kabullenişle karşılamışlardır. Memento mori [Bir gün öleceğini hatırla.] (“Memento mori”, yani bir gün öleceğini hatırla, insanın hayatını daha bilinçli, daha anlamlı yaşaması için bir uyarıdır [2].)

Kafka’nın da dediği gibi: “Hayatın anlamı, onun durmasıdır.”

İnsanın Anlam Arayışı Üzerine
Viktor E. Frankl
26 Mart 1905’te Avusturya’nın Viyana kentinde dünyaya geldi. Kendisi psikiyatri üstüne kariyer basamaklarını tırmanırken aynı zamanda Hitler’in rejimi de yükseliyordu. 1930’larda Nazi Hükümeti Reich Vatandaşlık Yasası’nı ilan ederken (bu yasa Almanlar ile Yahudilerin evlenmesini yasaklıyordu), Frankl da kendi muayenesini açmıştı. Toplama kampları politikası başladığında ABD’den vize almasına rağmen ailesini bırakmamak için gitmedi. 1941’de ilk eşi Tilly Grosser ile evlendi. Çok geçmeden, bir yıl sonra ailesiyle birlikte toplama kamplarına gönderilmek üzere tutuklandı. 1945’te bulunduğu kamp kurtarıldı. Ne var ki bütün ailesini kaybetmişti. Hayatta kalmasını sağlayan felsefesini kurtulduktan 9 gün sonra önce “Ölüm Kampından Varoluşçuluğa” daha sonra da “İnsanın Anlam Arayışı” adıyla yayımladı [5]. 1997’de de doksan iki yaşında hayata veda etti.
Bu kitabında bir psikiyatr olarak yaşadığı kamp sürecini ve kendi geliştirdiği terapi yöntemini, Logoterapiyi, anlattı.

Yaşıyorum ama neden?
Bazen yaşamımız bize anlamsız gelir. Dünya neden var? Ben de varım. Varım tamam ama niçin? Kozmik bir anlamı var mı yoksa her şey rastlantıdan mı ibaret? Bu acıları çekmemin sebebi ne? Ya da sebebi var mı? Frankl da çektiği acıları anlamlandırmaya çalışıyordu. Kendi geliştirdiği metot olan Logoterapi (anlam yoluyla terapi) ile acılarını bastırdı [5].
Logoterapide kişi esasen hayatının anlamı ile yüzleştirilir ve hayat anlamına doğru yeniden yönlendirilir. Victor hastalarına ”Neden intihar etmiyorsun?” diye sorar. Bu soruyla amacı, kişiyi hayata bağlayan nedenleri tespit edebilmektir [5]. Oluşturduğu logoterapi metodunda insana anlam arayışına dair üç tedavi yöntemini de sunar. Bunlar; kendini bir işe adamak, fedakârca sevmek, acılara cesurca katlanmaktır.
Toplama kampından kurtulanların, hala yaşamalarının en büyük sebebi hayatlarında bir amaçları olmasıydı. Kimisi bir babaydı, kimisi bilim insanı. Victor için ise bu amaç eserini yazabilmekti. Bütün bu amaçlarınsa bir ortak noktası vardı: sevgi. Frankl, kitabında eşine duyduğu derin sevginin, ona yaşam gücü verdiğini ise şu şekilde ifade eder: “Hiçbir şey aşkımın, düşüncelerimin ve sevdiğime ait hayalimin gücüne dokunamazdı. (…) Beni kalbine mühürle, sevgi ölüm kadar güçlüdür.” [5]
Kamptan kurtulup eşinin öldüğünü öğrendiğindeyse ağır bir depresyon geçirdi. Bunu acısına katlanarak aştı. Acı; anlamla kavuştuğu an, acı olmaktan çıkar. Bir keresinde, her şeyden öte sevdiği eşini kaybeden yaşlıca bir doktor, ağır depresyon nedeniyle ona gelmişti. Ona ”Doktor, siz eşinizden önce vefat etseydiniz ve o sizden sonra yaşamına devam etmek zorunda kalsaydı ne olurdu?” diye sorar. Yaşlı doktorsa bunun onun için korkunç olabileceğini söylediğinde Frankl ”Görüyorsunuz doktor, o bu ıstıraptan esirgenmiş ve onu bu ıstıraptan kurtaran sizsiniz. Bu zorlukların bedeli de şimdi onu yaşatmak ve onun yasını tutmak zorunda olmanız.” der, yani acıyı anlama kavuşturur.
Son olarak yazımı Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı adlı eserinden geçen bir alıntıyla bitirmek istiyorum:
Ama öleceksem, hiç olmasa bunun bir anlamı olmalıydı. [5]

Kaynakça:
[1] Seneca, L. A. (2020). Mutlu yaşam üzerine – Yaşamın kısalığı üzerine. Türkiye İş Bankası Yayınları. (Eserin orijinali 62 yılında yayımlanmıştır)
[2] Seneca, L. A. (2021). Bilgenin sarsılmazlığı. Doğu Batı Yayınları. (Eserin orijinali 62 yılında yayımlanmıştır)
[3] Epiktetos. (2021). İnsan nasıl özgür olur. Say Yayınları. (Eserin orijinali 62 yılında yayımlanmıştır)
[4] Epiktetos. (2018). Düşünceler ve sohbetler. Kaknüs Yayınları. (Eserin orijinali 62 yılında yayımlanmıştır)
[5] Frankl, V. E. (2019). İnsanın anlam arayışı. Okuyan Us Yayınları. (Eserin orijinali 1946 yılında yayımlanmıştır)
Ek okumalar:
Ruh Dinginliği Üzerine, Seneca
Gladyatör kararını Arenada Verir, Seneca
Yaşlı Cato veya Yaşlılık üzerine, Marcus T. Cicero
Kendime düşünceler, Marcus Aurelius

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir